0
Toplam: TL + KDV
 

BİREYSEL KORKULARDAN TOPLUMSAL ÖFKEYE…

Aynı coğrafyada yaşayan insanlar birbirlerinden habersiz olsalar bile nasıl aynı tepkiyi verirler? Bir ülkede yaşayanların ortak bilinçaltı ya da korkuları var mıdır? Bireysel öfkeleri çözememek toplumsal öfkeye sebep olur mu?  


Yaşanılan coğrafya, toplumsal bilinçaltı gibi kavramlar bireylerin hareketlerini nasıl etkiler?


Yaşadığımız coğrafya ruhsal ihtiyaçlarımıza uygundur ve tesadüfen değildir. Burada isek en az bir ‘çok kuvvetli’ sebebi vardır. Korkular ve öfke, coğrafyadan payına düşeni alır. Buna karşın, bir ülke insanının tamamında, aynı doz ve çeşitte korkuları, öfkeleri beklememeliyiz. İnsan sayısı kadar çeşide hitap edecek gücü vardır toprakların. Her ülkenin tarihi ve genetik yapısı, barındırdığı tüm iyiliği ve güzelliği, sürekli hareketli tutma gücüne sahiptir.


“Bastığın yeri toprak diyerek geçme, tanı! Düşün altında binlerce kefensiz yatanı!” cümleleri de bu tanımı bir miktar açıklamaktadır. Birçok medeniyetin, savaşın, hayallerin, değişimin üzerindeyiz. Ve yaşadığımız topraklarda atalarımız en iyiden en kötüye her şeyi farklı dönemlerde yaşadılar. Olanların hepsi DNA’mızda toplam olarak kayıtlıdır. DNA’mız yaşanılan olaylarla geçmişi hatırlar ve her iki bilgiyi birbirine ekler. Dolayısıyla ortaya çıkan sonuçlar sadece bugünün verisi değildir.


Bilinçaltı ruhun seçimlerden sonra kayıtlamaya ve görevini yapmaya başlar. Ruhun toprak seçimini takiben, bilinçaltının görevi de o seçimin gerektirdiği gibi şekillenir. Bilinçaltı toprağa bağlılıktan ziyade ruhun seçimlerine riayet eder. Burada önemli olan konu, aynı toprağı seçen ruhların seçimine göre şekillenen ortak bilinçaltı kavramıdır. Ortak bilinçaltımız bir yerde pek de yaygın olmayan bir olayın başka bir noktada aynı anda anlam ya da destek bulması gibi hızlı sonuçlar getirir. Bu ortak bilinç, sosyal, ekonomik, aile içi konular ve hatta hastalıklara kadar yayılacak düzeyde etkilidir.


Korku ve öfke nasıl birikir? Nasıl ortaya çıkar?


Öfke ve korku, sevginin bittiği yerde başlar. Sevgi azaldıkça öfke artar. Sevgiden boşalan yeri öncelikle EGO doldurur. Ardından yönetebilmek için öfke ve korkuya paylaştırır burayı. Herkesin korku, öfke, sevgi, anlayış barajları farklıdır. Duyguların kesintiye uğraması ve yerini diğer taraf ile doldurma gücü de kişiye göre değişir. Bazı konularda sevgi ve anlayışı daha çabuk kesintiye uğratıp yerine öfke ve korkuyu daha çok yerleştirirken bazı konularda sabrı daha fazla kullanabiliyoruz. Bu nedenle birikim, kişiye ve hatta kişinin konulara bakış açısına göre esnek bir konudur.


Birikimin altında çok derin bir matematik var. Kendi duygularımız sandığımız her şeyin içinde coğrafi etkenler, atalarımızdan getirdiğimiz kayıtlar ve DNA’mızın gücü de tartışılmaz şekilde etkilidir.


Yaşanan olaylara bakış açımız çok önemlidir. Altını çizeceğim birkaç duygu var ki, hayatımızda yeri varsa, kaçınılmaz şekilde öfke ve korkuya sebep olur. Olaylara, durumlara ve kişilere; haksızlık, değersizlik, yetersizlik penceresinden bakıyorsak, EGO tarafından ele geçirilmiş, mutsuzluk yolunda yürüyoruz demektir. Kayıt mekanizmamız ve dilimizde dönen söylemlerimiz artık sadece bu konuları görür. Odağımız ne ise hayatımızda hep onu yaşarız. Baktığımız pencereden örneğin hep haksızlığı görüyor ve sözümüzle hep haksızlığın kötülüğünden dem vuruyorsak hayatımızın içine sadece haksızlık davet ederiz.


Bilinçaltının korku konusundaki tavrı nedir?


Bilinçaltı kavram ayrımı yapmaz. Ruhun seçimlerine göre neyi kaydedeceğini bilir ve o konuyu ele alıp kaydetmeye başlar. Bilinçaltı, korku ya da sevgiyi birbirinden ayıracak bir mekanizma değildir. Olaylara, kişilere ve durumlara verdiğimiz duygunun gücünü tanır. Bir olaya karşı korku hissediyorsak bilinçaltının burada tanımladığı tek şey yüksek korku frekansıdır. Korkuyu tek başına duygu olarak tanımaz. Kayıtlamak ve gelecekte tekrar etmek için frekans barajları vardır. O barajı geçen duygu anlam kazanır. Şöyle ki, parasız kalma korkusu bilinçaltı için herhangi bir konudur. Korku büyür ve kapladığı yer genişlerse bilinçaltı için dikkat çeker ve kayıt sisteminin içine alınır. Aynı şekilde yaşam enerjisi, barajı aşana kadar herhangi bir konudur. Özetleyecek olursak, bilinçaltı iyi-kötü, güzel-çirkin şeklinde bir ayrıma sahip değildir. Yüksek frekansa sahip olan her şeyi ciddiye alır, ruhun seçimlerine göre kayıtlar.


Korkunun türleri var mıdır?


Sahip olunan, adı geçen bütün korkuların temelinde “ölüm” korkusu vardır. Ölüm kişide hangi alanda, konuda anlam bulursa oradan büyüyüp yayılır. İnsan sayısından daha fazla korku adı sayabilirim. Günlük hayat korkuları (parasızlık, başarısızlık, çaresizlik, değersizlik, yetersizlik, güvensizlik, partnersizlik…), öte alem korkuları (ölümden sonrası, ruhlar, şeytan ve diğerleri), hayvan fobileri, kapalı yerde kalmak gibi daralma sorunları, sosyal fobiler… Korku tek kaynaktan çıkar ve bölünerek çoğalır.


Korku içten gelebileceği gibi dışarıdan da öğrenilebilir. Model aldığımız kişilerin davranış şekillerini kopyalayarak da korku sahibi olabiliriz. Özellikle hayvan fobilerinde öğrenilmiş korkular daha çok yer almaktadır. Öncelikle davranışı kopyalayıp sergiliyor, ardından korkuyu davranışa aktarıyoruz.


Korku ve öfkenin birey üzerinde yarattığı etkiler hakkında neler söylemek istersiniz?


Korku ve öfke sevgisiz, neşesiz bir hayat getirir. Bir ya da birden çok konuda sürekli hayatımızı tüketen bir döngü yaratır. Örneğin iş hayatımızda, korkular ve öfke etkinlik kazanmaya başladığında, zaman içinde durum, para, ikili ilişkiler ve güven konularında da olumsuz etkisini gösterecektir. Bu giderek kötüleşen tablo, yaşam enerjimizi azaltır. Günlük öfkelerin dozu arttıkça isyan etme noktasına da gelebiliriz. Öfkenin yönetilememesi, hastalıkların oluşumunda da önemli sebeplerden biridir. Örneğin kanser öfke kaynaklı bir hastalıktır. Korkular ve öfke, toplumsal yapıda da bir çok rahatsızlığa sebep olur.


Bilinçaltındaki korkularımızdan haberdar mıyız? Bizi yönlendiren korkularımızı nasıl fark edebiliriz?


Bilinçaltı ve bilinçüstü korkularımızı tam anlamıyla kendi kendimize bulup tanımlayamıyoruz. Çünkü duygu ve davranış alışkanlıklarımız var. Doğru bildiğimiz ve kabul ettiğimiz yanlışlarımız var. Elbette kocaman EGO’larımız var. Bu barajlardan dolayı tek başımıza korkuları bulmakta zorlanabiliriz. Fark ettiğimiz korkular gerçek korkular mı iyi tahlil etmek gerekir.


İçimizi sıkan, düşününce bedenimizde negatif tepkilere sebep olan, bazen rüyalarımıza girip bizi huzursuz eden, mutluluğa ve huzura gölge olan konular korku barındırıyor demektir. Bir konu/kavramın korku olup olmadığını anlamanın en kolay yolu, o konu/kavramı düşününce sevgi yoğunluğuna bakmaktır. Sevgi hissetmiyorsak korku ya da öfke var demektir.


Bilinçüstü ve bilinçaltı korkular nasıl temizlenir?


Korktuğunuz konu ya da kavram her ne ise, kendi kendinize bu korkuya ihtiyacınız olmadığını söyleyin. Örneğin sürüngenlerden korkan birisini düşünelim. Sürüngen ne demek o kişi için tanımlanmalı. Ardından; “Sürüngen korkusuna ihtiyacım yok. Sürüngenlerden korkmaya ihtiyacım yok. Sürüngenin bana hissettirdiği duygulara ihtiyacım yok” gibi cümlelerle korkuyu öteleyip yerine anlayış koymaya çalışalım.


Ailedeki evliliklerin çoğu kötü sonla bitmiş ise, kişilerde evlilikle ilgili korkular yerleşmiş olabilir. Bu tarz korkuları olanlar da konuya, “Herkesi kendi kaderine bırakıyorum. Yalnızca kendi kaderimi üstleniyorum” şeklinde yaklaşabilirler. Her konuda olduğu gibi, korku konusunda da bir bilen yardımı almak, ibadet etmek, dua etmek, kendini daha iyiye motive edecek yöntemler bulmak işe yarayabilir.


Korkmak, tehlikeleri gören zekanın göstergesi midir yoksa çözümleri bulamayan, çaresiz ve bilgisiz olma halinin mi?


-Tehlikeyi gören zeka, çözümü de görür. Dolayısıyla onun anahtarı korku değil yaratıcılıktır. Çaresizlik ve gerçekleştirmekten uzak olmak korkuyu hayata alır. Çözüm üretemediğimiz her bir an korku bir boy daha uzar. Çaresiz, değersiz, yetersiz hisseden kişilerin önündeki perdedir korku.


-Korku, kişiyi şiddete sürükler mi?


-Korku bazen saldırgan yapar bazen çekingen. Çekingen hale büründüğünde iletişimsizlik etken olur. Empati kurmak cesur insanın işidir. Korkan kişi cesaretten yoksun olduğu için kendi içinde empatik değildir. Kendi empatisine ulaşamayan kişinin diğerleriyle empati kurmasını bekleyemeyiz. Korku korkuyu ve korkulacak olanı davet eder. Belki korkan diğerlerinin korkusunu anlayabilir, o kadar. Buna korkunun empatisi diyebiliriz. Çözüm için korkuyu anlayıp yönetmek ve yerine sevgiyi yerleştirmek gerekir. Bu ise zekanın işidir.


Korku saldırgan olursa içinden şiddet çıkar. Şiddet korku ile öfkenin harmanlanmış halidir. Şiddete sürüklenen kişi durulduğunda pişmanlık başlar. Öfke dinmemiş ise suçlama devam eder.
 

Mesaj Gönder