0
Toplam: TL + KDV
 

ÇOCUĞUNUZ MUTLU MU?

Günümüz çocukları bir önceki kuşaklara göre oldukça farklı bir yaşam sürüyor. Bahçede oynamaları pek de güvenli bulunmayan minikler için bilgisayarları bağımlılık yaratan yeni oyun arkadaşları… Sosyal fobiye dönüşebilen bu izole çocukluk dönemine bazen alt ıslatma, tırnak yeme gibi pek de üzerinde durulmayan alışkanlıklar da eşlik ediyor. Yeterli ilgiyi göremediklerinde aslında öyle olmasa bile sevilmediklerini düşünmeleri hiç de zor olmuyor.

Bugünün çocukları ile geçmişin çocukları farklı mı?


Bizden önceki nesil, kıtlık bilinci ile hareket ediyordu. Savaş zamanı görmüş, çayı kuru üzümle içen bu neslin yaşam tarzına bu kıtlık dönemleri yansıyordu. Bizler görmediğimiz savaşı tam anlayamadık. Bizim içinde olduğumuz kuşak ise kanaatkâr, bir anlamda duygu ve düşüncelerini ifade etmek açısından kıtlıkla büyümüş bir kuşaktı. Çocuklarımız ise teknolojik gelişmelerin içine doğan bizden daha fazla imkâna sahip çocuklar. Öte yandan daha yalnızlar.
Bir önceki kuşakla aramızda çok fark vardı, çocuklarımızla da öyle. Bizler sokakta oynadık, onlar evde yaşıyorlar. Bizim arkadaşlarımız vardı koşturacak, onların bilgisayarları var. Biz ev poğaçalarını ve keklerini biliriz, onlar Starbucks dilim pastalarını biliyorlar. Bizler istemeyi bilmeden büyüdük, onlar isteklerine sahip olarak.

Anne Rahmindeki 40. Günden İtibaren Hayatı Algılamaya Başlarız…

Çocuklarda 0 yaşı anne rahmindeki 40. gün olarak kabul ediyoruz. Anne rahminde 40. günde ruh bedene iner ve yaşam gerçek anlamıyla başlar. Bu andan itibaren duymaya, görmeye, algılamaya, zannetmeye, kaydetmeye başlarız. Yedi yaşına gelene kadar birçok kodlamamız oluşur ve yerleşir.
0-7 yaş aralığında en çok ihtiyaç olan konu sevgi ve güvendir. Sevgi konusu anne tarafından, güven konusu baba tarafından desteklenmelidir ki çocuğun önündeki tüm zamanlar için taşlar yerine otursun. Bu denklem yerini bulduğunda anneden güveni, babadan sevgiyi almayı da öğrenecektir çocuk.
Günlük yaşam sıkıntılarımızdan çocukları korumalıyız. Onların yanında zihinlerimiz dolu, kalbimiz kırık, öfkeli, mutsuz olursak tüm duygular gibi bunları da alıp kendileri için işletirler. Oysaki sakin ve coşkulu sevgiye ihtiyaçları var.
Dokunma ve tutma araçlarımız olan ellerimiz aynı zamanda mükemmel iletkenlerdir. Sahip olduğumuz tüm duygu ve düşünceyi dokunduğumuz her yere ve her şeye aktarırız. Özellikle öz bakım döneminde çocuklara dokunurken duygu ve düşüncelerimize dikkat etmeliyiz. Avuç içlerimizden tüm duygumuzu alıp içselleştirebilirler.
“Hayat zor!”, “Para kazanmak zor!”, “Keşke kadın / erkek olmasaydım!” gibi gün içinde çok kullandığımız birçok cümle onlarda büyümek üzere olan tohuma dönüşebilir. Kullandığımız sözler bizim geleceğimizi belirlerken çocuklarımızın gelecekte yürüyeceği yolu çizebilir. Ağzımızdan çıkanı kendimiz ve çocuklarımız için duymalıyız.
Çocukların sorunlarını kabul etmeliyiz. Reddedilen sorun çözülemez. Sorunun nedenlerini tarafsız bir göz ile düşünmeli, yorumlamalı, hissetmeliyiz. Suçlamak ve suçlanmak hataya açılan kapılardır. İçinden geçmek istediğimiz kapı çözüm ise anlayış ile yürümeliyiz.

Duygularını İfade Edemeyen Çocuk Yatağını Islatır


Genel olarak teknolojik alet bağımlılığı, alt ıslatma, tırnak yeme, öfke kontrolsüzlüğü, iletişim bozuklukları, vurma-kırma-ısırma gibi davranış bozuklukları yaşıyorlar. Bu sorunlar bazen göz ardı ediliyor. Aslında teker teker incelendiğinde perde arkasında, sevgisizlik, kendini ifade edememe gibi birçok duygusal sıkıntı yaşadıklarını görüyoruz.

Mesane akışkan duyguları temsil eder. Gün içinde biriken ve ifade edilemeyen duygular çocuklarda gece vücut kendini bırakınca alt ıslatma olarak ortaya çıkar. Uykuda beden kendini rahat bırakınca mesane de duyguları tutmak istemez ve bırakır. Bu konuda çalışırken çocuk yerine anne ile yürütüyoruz işlemlerimizi. Çocuk böyle konuların yabancılarla konuşulmasından utanır. Temsili çalışmalar yaparak annenin gözetimi ve rızasıyla çalışıyoruz.
Bazen anne, çocuğu ile ilgili sorunları ele alırken alt ıslatmayı bize aktarmamış olsa bile bu sorunun ortadan kalktığı geri bildirimini çabuk alıyoruz. Anne ile çalışmak bu sorunu ortadan kaldırmaya yetiyor. Elbette alt ıslatmanın sebebi fizyolojik de olabilir. Biz sorunun duygusal kısmıyla ilgileniyoruz. Bizler duygusal ve ruhsal kısımla ilgilenirken hekimler fiziki bedenle ilgilenirler. Böylece birbirimizi tamamlarız. Çalışmalarımızda, çocuğun içine atıp biriktirdiği şeyleri açmaya başlıyoruz. En önemli dosya, “zannedilenler”. Bu çalışmada çocuğun “annemin beni sevmediğini zannediyorum”, “babamın beni istemediğini zannediyorum” gibi kanılarını bulup düzenliyoruz. Çocukları sevginin gerçeği ile tanıştırmak önemlidir. Sonuç veren de budur.


Tırnak Yeme, Anne-Babaya Duyulan Öfkeyi Gösterir


Tırnak yeme alışkanlığı, anne babaya duyulan öfkenin göstergesidir. Bu bilinçaltı ya da zihinsel bir öfke olabilir. Duyguları her zaman gerçek haliyle tanımlayamayabiliriz. Öfkenin çok çeşitli sebepleri olabilir. Olan, olmayan, söylenen, söylenmeyen her şey öfke için malzeme olabilir.
Bildiğimiz ve tecrübe ettiğimiz gibi, “yeme” “yapma” demek sadece durumun şiddetini artırır. Yine ebeveyn ile çalışma yaparak öfkenin kaynağı bulur birlikte onarırız. Bu konunun altında diğer birçok konu gibi küçük olaylar ve duygular çıkar. Çocukların dünyası bizden çok farklıdır. Bizim için küçük şeyler onlar için çok büyük olabilir.


Çocukların, Değerli Olduklarını Hissetmeye İhtiyaçları Var


Özellikle anlaşılmadığını, dinlenmediğini düşünen çocuklar bilgisayara yönelirler. Bilgisayar karşısında çocuğun kendisini ifade etmesine gerek yoktur. Zorluklarla dolu hayatın dışında kalma ihtiyacına da hizmet ediyor. Çocuk bir oyun oynuyor hırsları, hedefleri, başarısı, başarısızlığı içinde kalıyor. Bilgisayarla konuşması da gerekmiyor. İstediği zaman bilgisayar elinin altında ama annesi–babası öyle değil.
Bu çocukları bağımlılıktan uzaklaştırmak için sanata ya da spora yönlendirmek gerekiyor. Anlaşılmaya, değerli olduklarını bilmeye olan ihtiyacın karşılanması güzel sonuç veriyor. Fikirlerini sorup onları dinleyebilirsiniz. Kendinizle ilgili ufak tefek ya da daha önemli konularda paylaşımlarda bulunup “ne yapalım” diye sorabilirsiniz. Onları düşünmeye ve hissetmeye itin. Günlük hayatın içinde aklını kullanamayanlar ilerleyen zamanda çabuk öğütülürler.


Sosyal fobi neden oluşur?

Toplumsal ve ruhsal öğrenmenin temeli ailedir. Sosyal fobinin başlangıç noktası genellikle aile ortamı, ardından okuldur. Çocuklarımızın sözleri ve davranış şekilleri ile eğlenmeyi, onları anlatmayı çok severiz. Bu durum çocuk tarafından doğru yönetilemezse sosyal fobi için ilk temel atılmış anlamına gelir. Çocuk bir kelimeyi yanlış telaffuz ettiğinde aile bununla eğleniyor ve çevreye bunu gülerek anlatıyorsa genelde 2 farklı şekilde negatif kayıt oluşuyor. “Söylediklerimle alay ediliyor, dalga geçiliyor. Artık daha az konuşmalıyım. Kelimeleri tam söyleyene kadar susmalıyım”. Bu hal zamanla sosyal fobiye doğru kayabiliyor. Diğer seçenek ise “Bak, bir kelimeyi yanlış söyledim nasıl da eğleniyorlar. Herkes bana bakıyor. Ben düzgün konuşmayayım. Böyle daha popülerim”. Böyle algılayan çocuk sözlerin ve davranışların düzgün olması gerekmediği yönünde bir kanı geliştirir. Bu iki seçenekten birine yönelmek çocuğun olayı nasıl algıladığı ile ilgilidir.
12 yaşın altındaki çocuklarla tercihen anne, anne katılamıyorsa baba gözetiminde çalışıyorum. Çocukları çalışmaların içine almıyorum. Ebeveyn gözetiminde çocuğun tüm çalışmalarını temsili olarak yürütüyorum. Temsili çalışmak demek, bilinçaltı ve ruhsal çalışmaları yapılmış bir kişiyi çocuğun yerine koyarak ilerlemektir. Ebeveyn gözetiminde ve onların izniyle yapılan bir çalışma olduğu için sonuç alıyoruz. 12 yaştan itibaren bazı çocukları çalışmaya dâhil ediyorum. 16 yaştan sonra çalışmalar artık sadece çocuğun katılımı ile gerçekleşiyor. Kullandığımız yöntemler, Aile Dizimi, enerji ve nefes teknikleri, NLP, bilinçaltı çalışmalar.