0
Toplam: TL + KDV
 

STRESLİ İNSAN YA KENDİNİ TÜKETİR YA ÇEVRESİNDEKİLERİ!

Stresli İnsan Ya Kendini Tüketir Ya Çevresindekileri!

Ne zaman ki stres sizi uyutmuyor, boğazınız düğümleniyor, yüzünüz gülmüyor işte o zaman hayat içinden çıkılmaz bir hal alıyor. Kimseyi görmek istememek ve bırakıp gitme isteği ise en tehlikelisi. Yaşam Tasarım Merkezi’nin kurucusu Ebru Demirhan, bu konuyu ‘stresin dayanılmaz olma noktası aidiyet duygumuzu tüketir. Aidiyet yoksa anlam da kalmaz’ diye açıklıyor. Demirhan, hayatın içinde sıkışıp kalanlar için stresle başa çıkmaya yardımcı olacak bilgiler verdi.

 

-Stres, bedenen ve ruhen ne tür olumsuzluklar doğuruyor?

-Saç dökülmeleri, cilt sorunları, kalp sıkışmaları, panik atak, uykusuzluk ve birçok organ sorunu yaşanıyor. Bu sorunlarla birlikte ruhu duymaktan uzaklaşan insan,  hayat amacından kopar. Öğrenmek amaçlı olan dünya yaşamı, öğrenememenin getirdiği kısır döngülere teslim olur. Hayat amacımızdan uzaklaşmak, çok çalıştığımız için ödüller beklerken “anlamsızlıklar” getiriyor. Neşe yerine hüzün, sevgi yerine korku ve nefret gelip yerleşiyor. İç sesimizi ve evrensel sistemin sesini duyamaz oluyor, ruhumuzun besin kaynağını kesiyoruz. Kendimizden uzaklaştığımız için hayattan ve insanlardan soyutlanıyoruz.

Stresi yönetememekle gelen danışanlarım daha çok işe gitmek istememe, hayata motive olamamak, hastalıklar, insanlardan kaçma isteği kısacası Mutsuz Hayat Sendromu dediğim sorunlar bütününden şikayetçi... Şu an sahip olunan hastalıkların çoğunun altında da başa çıkılamayan stres yatıyor. İçinden çıkılması zor görünen stres, kendini tanımak ve anlamak yönünde atılan adımlarla çözülür.

 

-Herkes, zorluklar karşısında aynı tepkileri vermiyor. Hayatla başa çıkamıyorsak, ne kadarı bizimle ilgili?

-Ne zaman ki stres sizi uyutmuyor, boğazınız düğümleniyor, yüzünüz gülmüyor işte o zaman hayat standardınızın altına düşüyorsunuz. Ne zaman ‘kimsenin olmadığı bir yere gitmek istiyorum, telefon bile olmasın’ diyorsunuz işte o zaman stresin gölgesi üzerinize yapışmış demektir. Bırakıp gitme isteği tehlikelidir. Olduğun hale ve mekanlara aidiyetinin azaldığını gösterir. Stresin dayanılmaz olma noktası aidiyet duygumuzu tüketir. Aidiyet yoksa anlam da kalmaz.

Her bedenin ve ruhun tepkileri birbirinden farklıdır. Stresli insan ya kendini tüketir ya çevresindekileri! Kimi hastalıkla gösterir kendini kimi kavga ile kimisi küskünlükle…  Tahammül sınırımız önemli bu noktada... Kişiliğimizin ve biriktirdiklerimizin etkisi, kendini tahammül sınırında gösterir. Sınırımız düşükse birikimlerimiz çoktur. Biriktirdiklerimizi bırakmanın bir yolunu bulmalıyız. Herhangi bir şekilde yardım almak, dua etmek, ibadet, spor ve daha birçok seçenekten bir ya da bir kaçını değerlendirebiliriz.

 

-Yoğun bir hayat kadar rutinlik de boğuyor insanı…

-Rutin, yaşamın tüm enerjisini alır. Her gün aynı saatte aynı şeyi yapmak, hep ayını yoldan gitmek, kendi ve diğerlerinin davranış kalıplarının tekrar eder olması yaşamın ana damarının tıkanması gibidir. Sürpriz yok, heyecan yok, neşe yok… Onulmaz sabitlik, insana göre değildir. Yaşayan ölülere dönüşmenin değeri yok.

Rutinin dışına çıkmak için küçük adımlarla başlamak gerekir. Örneğin; her gün uyanma saatinizi dakika olarak değiştirin. Bu sizi uzun vadede Alzheimer gibi hastalıklardan da uzak tutacaktır. Kendinize bir dakika aralığı seçin ve değişken zamanlarda uyanın. Bırakın beyniniz de sürprizlere açık olsun.

Beyninizi rutinden kurtaracak bir başka egzersiz daha önerebilirim. Günlük konuşma kelimelerinizden birisini çıkartın ve belirlediğiniz bir süre boyunca o kelimeyi kullanmadan cümle kurun. İlk kelimenin de “ama” olmasını öneririm. Böylelikle egonuzun mazeret üretme kültürünü de baltalamış olursunuz.

 

-İş ve özel hayat arasında nasıl denge kurulur?

-İşi işte özel hayatı kendi alanında bırakabilmek profesyonel yaşamın gereğidir. Bizim gibi dertleşmeyi seven toplumlarda pek oluşturulamayan bir tanım olmakla birlikte özellikle iş hayatı bizleri bu konuda zorluyor. Bu konuda minik bir çalışma öneriyorum. Hayalinizde büyük bir pano belirleyin. Bu pano mantar, ayna, duvara yapıştıracağınız bir karton olabilir. Yaratıcılığınıza izin verin. Panoya işi ve özel hayatınızı yerleştirin. İş ve özel hayat arasında kalın yeşil bir çizgi çizin. Bu çizgiyi çizerken içinizden ‘gerektiği zaman gerektiği kadar birbirinizden ayrılıyorsunuz’ deyin. Yeşil çizginin anlamı şudur; iş hayatınızdan kazandığınız parayı özel hayatta kullanıyorsunuz. Bazı arkadaşlıklarınız iş hayatınızdan özel hayata akmış olabilir ya da tam tersi. Bu çalışmayla ilişkilerin korunmasına ve para paylaşımına izin vermiş olursunuz.

İş hayatınızda özel hayatınızla ilgili bir şey paylaşırken lütfen içinizden ‘bunu anlatmam gerçekten gerekiyor mu?’ diye sorun. Aynı şekilde özel hayatta, iş hayatınızdan bahsederken tekrar sorun. Paylaşmak gerektiğini düşünüyorsanız elbette paylaşın. Anlatmak içinize sinmiyorsa ve sonrasında pişmanlıklara sebep olacaksa bırakın içiniz sizi durdursun. İnsanların sizi durmasından daha iyidir.

 

-Stresi nasıl yönetebiliriz?

-Stresin yönetimi, stresin kaynağına göre değişir. Stresinizi artıran bir sağlık sorununa karşı duyduğunuz korkuysa ayrı sevgilinizle/arkadaşlarınızla yaşadığınız iletişim sorunuysa farklı bir yol izlemeniz gerekir. Stres kaynağımız iş ise ana sorun zaman yönetimi ve sorumluluklara yetişememe duygusu oluyor. Bunu çözmek için öncelik sıralaması yapabiliyor olmalısınız, basit bilgilere ve akışı iyi yönetmeye ihtiyacınız var. Öncelik sırasını belirledikten sonra işlem akışında zamanlamayı boşluk dolduracak şekilde düzenlemek veriminizi artırır. Yani bekleme gerektiren işleriniz olacaksa, bu zamanı başka minik işlerle değerlendirebilirsiniz. Not almak da zamanı ve işlem akışını yönetmekte faydalıdır. Unutma ihtimalimizi azaltır ve biten konuların üzerini çizdikçe neler yaptığımızı ve hangi işlerin bizi beklediğini net bir şekilde gözlemleriz.

Sabah gözünüzü açtığınız anda yataktan çıkmaya direnmek yerine güne beyninizi motive ederek başlayabilirsiniz. Beyniniz ile iletişime geçin, herhangi birisi olduğunu düşünerek onu ötekileştirin. Onunla konuşup emir verin. ‘Günü programla ve en verimli şekilde kullan’,  ‘zamanı ayarla ve en verimli şekilde kullan’, ‘hatırlıyorum’ gibi komutlar verebilirsiniz. Böylece telaşlı, gergin düşünceler yerine işinize yarayacak fikirler kafanızda dolaşır ve kendinizi baltalamamış olursunuz.

 

-Hayat Çekilmez Olduğunda…

İçinden çıkamayacağınızı hissettiğiniz bir koşturmaca yaşıyorsanız, çaresiz ya da kızgınsanız önemli kararlar almaktan kaçının. Kendinize ve hayata zaman tanıyın. Bazen 15 dakikalık bir kahve molası, bütün çabalarınızı çöpe atmanıza neden olacak bir konuşma yapmanızı engellemeye yeter. Yaşananlar, baktığınız açıya ve zamana göre yeniden anlam kazanır.

Yaşadığınız şeyleri bir paket olarak düşünün. Her pakette iyi ve kötü özellikler bir aradadır. Nefret ettiğiniz şefiniz maaş günleri gözünüze melek gibi görünebilir. Elinizdeki paketten memnun değilseniz, değiştirmeyi deneyebilirsiniz.

Kendinizi yorduğunuz konuları yeniden değerlendirin. Sorumlulukları, ‘gereğince ve yeterince’ bakış açısı ile değerlendirmek gerekir. Başkalarının sorumluluklarını üstlenmek ve fedakarlık yapmak, her zaman yardım etmek anlamına gelmez. Üzerinize fazladan aldığınız işleri sahiplerine devredebilirsiniz. Bunu yaparak karşı tarafı hayal kırıklığına uğratacağınızdan endişelenmeyin, işlerin altından kalkamadığınız zaman da hayal kırıklığı yaratırsınız.

 

-Daha Enerjik ve Mutlu Hissetmek İçin…

o    Öncelikle sizi geriye çeken, ilerlemenize engel olan, enerjinizi düşüren tüm etkenleri tanımlayıp onlardan uzaklaşmanız gerek. Günün hangi saatlerinde düşüş yaşıyorsunuz, kimlerin yanında yüzünüzdeki gülücük kayboluyor, yenilikler, değişimler için adım atmanıza engel olan nedir? Bunları tanımlamak gerek.

o    İçinizdeki iyiliğin hayata akmasına izin verin. Olanı ve olmayanı anlamaya niyet edin. Direnç gösterdiğiniz her şeye çekilirsiniz. Direnç göstermek yerine yaşadığınız deneyimin ne anlamı olduğunu kavramaya çalışın. Hiçbir şey rastgele, boşu boşuna değildir. Olanı görüp kabul ederken olmayanın da olmama sebebini kabullenmek gerekir. Bu arada savrulan bir yaprak olmak yerine “oldurma gücü”nüzü kullanın.

o    Mutlu ve huzurlu olmakla ilgili gereksiz bilgilerinizi çöpe atın. ‘şu kadar kazanmazsam mutlu olamam’, ‘sevgili bulmadan mutlu olamam’ gibi birçok kayıtlanmış bilgiyle yaşıyoruz. Bunları fiziksel olarak bir çöp poşetine söyleyin, aklınıza gelen her ne kodlamanız varsa onları da ekleyin, poşeti bağlayıp atın. Bunların hiç birisine ihtiyacınız yok. Buna inanın.

o    Hayatın ve varoluşun anlamı algılayabileceğimizin çok ötesindedir. Algınızın kabul ettiği kadarıyla hayat amacınıza, niyetlerinize ve vizyonunuza sahip çıkın. Sizden başkası yapamaz bunu.

 

Ebru Demirhan