0
Toplam: TL + KDV
 

ZİHİNDE AŞK TEMİZLİĞİ

Yaşam Tasarım Merkezi’nin Kurucusu Ebru Demirhan, aşk ilişkilerimiz ile dünyaya gelirken seçtiğimiz yaşam amacı arasında ilişki olabileceğini söylüyor. Hep benzer kişilikteki insanlarla birlikte olanlar, zaman daha mı hızlı akıyor diye soranlar, her 14 Şubat’ta tükettikçe tüketenler, bedenimizin sağı ile solu arasındaki dengenin aşk yaşamımıza yansımalarını merak edenler bu yazıyı okumalı.

-Aşk konusunda geçmişten getirdiğimiz ne gibi yanlış inançlarımız ya da olumsuz kalıplarımız var? Bunlar bizi nasıl etkiler ve çözmek için neler yapılabilir?

-Her şeyden önce, sevgilim yok demeyi bırakmak lazım. Aşk ve partner arayan kişiler, konuşmaya “yok” diyerek başlıyorlar. “Yok” bilinçaltında “Yok et!” olarak anlam bulur. Bir şey ararken “Yok” dediğimizde görmez, “Buluyorum” dediğimizde hemen görürüz. Nesneler için böyleyse insanlar için de böyledir. Her şey enerji ile ilgili olduğuna göre, hayatımıza yokluk enerjisini çekmeyelim.

Aşk ilişkilerimizin şekillenmesinde tüm konuların temelinde olduğu gibi çekirdek inanç, ruhsal seçimler ve aile etkendir. Hayat amacı da dediğimiz çekirdek inanç, negatiftir ve kuvvetli bir eksiği ifade eder. Bu eksik hayatın bir veya birkaç noktasında kendini gösterir. Aşk da o konulardan birisi. Belki de kişinin, aşkı yakalamakla ilgili negatif bir hayat amacı var ve o gerçeğin farkında değil.

Bunun yanında mutsuz bir evliliğin içine gelmiş bir çocuğun, aşkla ilgili inanç kırıklıkları olması da mümkün. O çocuk büyüyünceye kadar, annesinin arkadaş toplantılarında aşkla ilgili söylemiş olduğu yüzlerce olumsuz cümle zihnine kaydedilir. Aşkın gereksizliği, yalan olması, gerçek olamayacak kadar güzel olduğu, karın doyurmayacağı, sonunun hep kötü olacağı, bunların hep boş işler olduğu, insanın gözünü kör edip aklını başından aldığı gibi cümleler beyinde tekrarlandıkça daha çok yer eder.

Aşk heyecan veren duyguların bütünüdür. Hormonlara hitap eder ve bir süre algıyı fazla seçici kılar. Arayınca bulmaktan ziyade ansızın ortaya çıkar ve kontrolsüzlük içerir. Dolayısıyla hem istenilen hem de istenilmeyen bir durumdur. Çok güzel duygularla birlikte korku, kaygı, endişe de barındırır. Bu sebeple bazı kişiler aşkı arıyormuş gibi yapar ama aslında aradığı biraz heyecandır. Kişi neden korktuğunu bilirse, duruma müdahale etmek daha da kolaylaşır.

Aynı zamanda tanımlar da çok önemlidir. Aşkı kavram olarak kayıtlayan bilinçaltı genellikle aklın kabul ettiklerinin dışında şekillendirir. Yani tüm konularda olduğu gibi aşkta da kendi içimizde sayısız tanıma sahibiz. Hayatımızda aşkın yerine bakınca memnunsak aşkla ilgili tanımlarımız, kavramlarımız birbiriyle uyumlu; değilsek aşkla ilgili çatışma var demektir. Eğer aşk zihinde çatışma yaratırsa bu durumda kişi de genellikle tercihini akıl ile seçimler yapmak yönünde kullanır. Dolayısıyla aşkla değil akılla hareket eder.

Dünya tarihi aşkla ilgili sayısız hikâyeyle doludur. Çoğunlukla içinde acı, kavuşamamak, fazlasıyla zorluk vardır. Sonu mutlu biten çok azdır. DNA’mız dünya tarihinde olan her şeyi kayıtlar. Şartlanmışlıklar ve negatif inançlar anne rahminden bugüne kadar aktifken içimizde daha da aktif kayıtlar bütünü var. Bunlardan bağımsızlaşmak gerek. Kimsenin hikâyesinin sizi negatif etkilemesine izin vermeyin. Erkekler hakkında sayısız negatif fikir ve duygu var. Kadınlar için de durum farklı değil. Erkeğin aldatması, kötü davranması, kadını kullanması ne kadar beynimize yerleşmişse kadının içten pazarlıklı şeytan olması da o kadar yerleşiktir. Tabloya bakarsak aşkı zedeleyecek yeterince verimiz olduğunu görüyoruz. Akılda, bilinçaltında ve duyguda bu kadar olumsuzluk varken aşkın anlamını ve yerini bulmasını beklemek boşuna zaman kaybı olacaktır. Bir de yaşanmış tecrübeler varsa - ki her birimizin hayatında mutlaka olmuştur – aşka bakış açısı iyice negatif olabilir.

Şarkı sözleri de bilinçli bir şekilde ezberlemesek bile aşkla ilgili çok fazla negatif duygu ve durumu aklımıza yerleştiriyor. Terk edilmek, aldatılmak, haksızlıklar üzerine yazılan binlerce şarkı var. Eğlenerek tekrarladığımızda bile farkında olmadan kendimizi aşkın acı verdiğine ikna ediyoruz. Böylece aşk günden güne daha da uzaklaşıyor.

-Yaşam Tasarım Merkezi’nde uygulanan seanslar ve kuantum düşünce biçimi, bize hayatımızın aşkını bulmak konusunda nasıl yardımcı olabilir?

- Kuantum düşünce biçiminin seans kısmında birbirinden çok farklı teknikler kullanıyoruz. Şu an 36 ayrı uygulama şekli var. Bu uygulamalar her geçen gün daha da çeşitleniyor. Kişinin ihtiyacına en uygun çalışmaları seçerek uyguluyoruz. Bu düşünce biçimi ve seanslarda, genel olarak, ruh, akıl, duygu, enerji ve bilinçaltı ile birlikte çalışarak, derin bir temizlik yapılmaktadır. Kişiye engel yaratan duygu ve düşüncenin nerede yerleştiğini bulup temizleriz. Böylelikle büyük adımı atmış oluruz. Sonrasında düşünceyi yeniden düzenler, sözde ve akılda engellere sebep olan kelime ve kalıpları ayıklarız. Bu temizlik, danışanın izin verdiği kadar yapılır. Kişi bazı kalıplarından vazgeçmek istemeyebilir. Seçimlere saygı duyarak, danışanımızı durmak istediği yerde bırakırız. Neticede engel yaratan düşünce ve duygular pozitif hale dönüştürüldüğü zaman kişi aşk yaşamaya hazır hale gelir. Burada süreçler de kişiye göre değişir. Biri kapıdan çıktığı anda aşkla karşılaşırken bir başkası yıllar sonra tümüyle hazır hisseder ve bir ilişkiye başlar. Önemli olan, neyin engel olduğunu fark ederek temizleyebilmektir.

- Pek çok kişi, aşka vakit kalmadığından şikâyetçi… Zamanın eskisinden daha hızlı aktığı konusundaki görüşlere katılıyor musunuz? Aşka vakit ayırabilmek için önerileriniz var mı?

-Bir günü eskisinden daha hızlı yaşadığımız doğru. Çünkü dünyamızın içinde olduğu galakside açılan bir kara delik, fiziğin doğal kanunu ile enerjiyi içe doğru çekti ve gezegenlerin birbirine biraz yaklaşmasına sebep oldu. Aynı zamanda gezegenlerde bir miktar açı değişimi yaşandı. Sonuçta dünya kendi ve güneşin etrafında gerçekleştirdiği turu daha az zamanda tamamlıyor. Bu da dünya üzerindeki zaman kavramını doğrudan etkiliyor. Dolayısıyla her gün kendimizi, “Yetişemiyorum”, “Zaman çok hızlı akıyor”, “Yoğun tempoya ayak uyduramıyorum” derken buluyoruz.

Aşk, koşturmaca, hazırlık, sunum gibi çok farklı bileşeni bir arada yürütmeyi gerektiriyor. İnsanlar âşık olduğu kişi beğensin diye alışverişe çıkar, süslenir, kendine bakar. İlişki yaşamak isteyen belki güzel sofralar hazırlar belki kuaförde eskisinden fazla zaman geçirir belki de beğendiği kişiyi tanıyabilmek için sanal ortamda peşine düşer. Hal böyle olunca zaten günlük hayatında zaman darlığı çeken, işlerine yetişmekte zorlanan insanlar için bir de aşka özen göstermek yorucu olabiliyor. Peki, ne olacak? Aşksız yaşamak mümkün mü? Aşka her bireyin ihtiyacı var. Bu kadar eksikliği duyulduğuna göre, demek ki en çok zaman ayırmamız gereken kavramlardan biri… Aşk, her birimizi ruhen, bedenen, aklen ve duygusal olarak besler. Eğer aşka zaman ayırmak istiyorsak, bir günü nasıl yaşadığımızı değerlendirip “angaryaları” ayıklayabiliriz. İşlerin daha az zamanda halledilmesi için nasıl değişiklikler yapılabileceğini düşünmek durumundayız. Belki de hayatımızdan çıkaracağımız bazı gereksiz eylemler ya da kişiler vardır. Günlük eylemlerimizi düşünüp bir puzzle yerleştirir gibi zamanın içine yerleştirmeliyiz. Aşkı da ekleyerek elbette… Çünkü aşk buna değer!

- Kendimizle ilişkimiz, karşı cinsle ilişkimizi nasıl etkiliyor?

-Bu soru, karşı cinsle ilişkilerimizi değerlendirirken, en çok dikkat gerektiren soru… Ben ne isem dışarıda yansımamı bulurum. İçimde ne varsa dışımda o var. Buradan hareketle, kişi kendisi ile iyi ise ilişkilerinin tanımı da iyidir. Kendine kızgın kişi, etrafına onu kızdıracak ya da kendine kızgın kişileri toplar. Kendi ile olmaktan, özelliklerinden, fiziksel görünümden mutlu olan birinin, aşk ilişkisinin negatif olma ihtimali yoktur. Evrenin altın kurallarından birisi budur: Kendinle ilişkinin yansıması, diğerleri ile ilişkinde görülür. Başkaları için fazla zaman ayıran, kendi ihtiyaçlarından ziyade diğerlerinin ihtiyaçlarına önem veren bir insan, kendisine haksızlık yapmaktadır. Dolayısıyla bu kişinin aşk ilişkisinde karşı taraf umursamaz, değer vermeyen biri olabilir. Çünkü bahsettiğimiz örnekteki kadın ya da adam, kendini umursamıyor yani değerinin farkında değil. Tam tersi kendini fazla umursayan kişinin de aşk ilişkisinde karşısına büyük ihtimalle, çok dediğim dedik biri çıkacaktır. Kişi içinde kendisi ile yalnızken nasılsa hayata ve evrensel sisteme o mesajı vermektedir. Yalnız kaldığı zamanlarda kendine ağlayan bir kişinin dışarıda fark edilmesi ya da beğenilmesi söz konusu olamaz. Kendine acıyan, kendi bahtsızlığına sızlanan bir kişi ile kim birlikte olmak ister ki?

- İlişkilerde tekrarlanan sorunlar yaşanabiliyor ya da benzer kişiliklere sahip insanları seçip yeniden aynı hayal kırıklıklarına davetiye çıkartabiliyoruz. Bunu neye bağlıyorsunuz?

-Bunlar hayat amacının yansımaları… Aslında hayat amacını tescillemek anne ve babaların ya da kişiyi yetiştirenlerin görevidir. Hayat amacı tescillendiği andan itibaren ortalama 7 yılda bir kendisini hatırlatır. İçeriğine göre kendini hatırlatma şekli değişir. Diyelim ki, hayat amacı “Sevgiyi görmeyerek görmeyi öğrenmek” ise kişinin etrafına sevgiyi sunan kişileri toplar. Fakat “sevgiyi görmeyerek” olumsuz kalıbından dolayı, sevginin gerçekliğine ve hatta varlığına inanç azdır. Yani bu örnekteki kişi, sevgiyi ve ona sevgiyi sunanı fark etmez. Başka bir arayışa girer. Aslında güzel bir sevgi yanı başındadır. Ve tüm hayat boyunca bu kısır döngü devam eder. Etrafında hep aynı kişiler vardır.

Mesela hayatına sürekli kaba insanları alan kişiye göz atalım. Aşk ilişkisini şekillendiren, kadın için baba, erkek için ise anne olduğuna göre öncelikle anne ve babayı baz alarak ilerlememiz gerekir. Hepimiz bir hayat amacı ile dünyaya geliyoruz ve bu amacın ifade bulmuş şekli genellikle ebeveynlerdir. Çocuk, kaba saba bir ebeveyn ile öğrenmek ve öğretmek için bir aradadır. Diyelim ki bir kız çocuğunun kaba babasından öğrenmesi ve babasına da bir şey öğretmesi planlanmıştır. Öğrenme gerçekleşmedi ise paralelinde bir partner ve aşk ilişkisi olacaktır. Ve onda da öğrenme olmazsa aynısından bir tane daha! Bu böyle, kişi amacını bulup fark edene yani öğrenene kadar devam edecektir.

Atalarımız, “Gelin kaynana, damat kayınpeder toprağından olur” der, işte burada kast edilen budur. Anne – babaya olan kızgınlık ise ruhsal seçimlerin reddedilmesidir. Bir yandan da kişi, “Senden öğrenmeyeceğim, sana öğretmeyeceğim” düşüncesi ile kuvvetli ruhsal ve bilinçaltı mesajı verir. O halde öğretecek başkaları gelir hayatına… Hem de aynısından. Tekrar eden negatif döngüden çıkabilmek için öncelikle anne–babayı olduğu gibi kabul edip benimsemek gerek. Aile bireylerimizle rastgele bir arada değiliz. Birlikteliğimize çok büyük bir matematik yön veriyor. Büyük düşünelim ve mesajları fark etmeye çalışalım.

Sözün özü, hep aynı tip kişilerle karşılaşmak bir kader değil. Eğer bir konu, sürekli önünüze acı veren bir sorun olarak geliyorsa, bunu fark edip çözmeniz, ruhsal gelişiminiz açısından önemli demektir.

 - Aşkın, tüketimle çok içli dışlı bir görüntüsü var. İstatistikler, ilişkiye yeni başlayan kişilerin, normalden daha fazla para harcadığını kanıtlıyor. Acaba aşkın kendisi neden yeterli olmuyor? Bir başkası ile bütünleşmeye çalışırken aslında kişisel tatmin peşinde miyiz?

-İstatistiklerin çok doğru olduğunu yaşayarak görüyoruz. Aşk ve beraberinde gelen ilişki içinde birçok masraf barındırıyor. Aşk, tüketime yönlendirilmek istenen insan için en kolay konulardan birisi. Dünyamız ve insanlık tüketiyor. Neredeyse üretmeden tüketiyor. Bugün geldiğimiz noktaya baktığımızda üreten küçük bir grup karşısında, tüketmesi beklenen ve imrendirilen büyük bir grup var. İçerdiği duygular, ürettiği hormonlar ve gözlerin kararması hallerine bakarsak tüketim için harika bir zemini var aşkın… Diziler, filmler, reklamlar, arkadaş hikâyeleri, şaşalı aşk ifadeleri ve pahalı sunumlarla dolu. Hayal dünyamızda “İlanı aşk” için pek çok klişe sahne bulabiliriz. Daha derinde ise kendini prenses / prens gibi hissetmek, değerliliğini anlamak gibi ihtiyaçlarımız gizli. İnsanlar eşe dosta yeni sevgilisini anlatırken, onların gözünde biraz kıskançlık görmek istiyor. “Ben özelim ve en özel aşk sunumları bana yapılıyor” diyerek şen kahkahalar atmaya ihtiyaç duyuyor. Tüketimi artıran gizli ihtiyaçlar daha çok bunlar olsa gerek.

Aşkta Mutluluğun Formülü:

- Sizin gözlemlerinize göre, mutlu ya da başarılı ilişki yaşayan kişilerin davranış biçimleri ile aşkta mutsuz olduğunu söyleyen kişilerin yaklaşımları arasında belirgin farklılıklar var mı? Yani aşkta başarılı olmanın formülü çıkartılabilir mi?

-Aşk o kadar bireysel ve içsel bir durum ki mutluluğunun formülünü yazmak çok kolay değil. Bu güne dek karşılaştığım mutluluk tablolarından bazı genellemeler verebilirim ancak… Bana göre mutlu ilişkilerin temelinde kendi ile mutlu olan kişilikler var. Kendini iyi tanıyan karşısındakini de iyi tanır. Ne zaman ne yapacağını, ne beklenip ne beklenmeyeceğini bilir. Durumu bir benzetme ile açıklayalım. Sen gül ağacısın ve ancak gül ağacı kadarsın. Senden sümbül vermen beklenemez. Karşındaki de portakal ağacı olsun. Ondan elma bekleyemezsin. Yapabileceği sana portakal sunmaktır. Sadece bazı deneyimlerle daha iyi bir ürün haline getirebilirsin. Kendini ve diğerini iyi tanıyarak kabul etmek ilişkileri kolaylaştırır.

Beklentilerini aza indirenler de mutluluğu yakalayabiliyor. Ben yerine “biz” diyebilmek ise ilişkinin mutlu ifadesinde çok önemli. Saygı, sevgi kadar kıymetlidir. Sevgiyi saygı ile sunmak iyi ilişki için gereklidir. Gereği kadar ve yeteri kadar alan tanımak da bir başka önemli konu... Fazla verici olanlar bir süre sonra fazla beklentiye girer ve kırgınlıklar çabuk yeşerir. Alma – verme dengesinin eşitliği gereklidir. Aşırı sahiplik yerine kişiyi ve ilişkiyi benimsemek iyi olacaktır. Tutunduğumuz her şey zaman gelip bir şekilde bizden ayrılır. Ayrılıklar korku, acı ve isyan barındırır. Tutunmak yerine paylaşım ve benimseme esasına geçilmesi faydalı olacaktır. Toplumun ve ailenin bir parçası olmaya devam edip “eller ne der” takıntısı olmadan yaşamakta da fayda var. İlişkiyi dışarısı değil ilişkinin içindeki kişiler şekillendirmeli. Bırakın, ilişki kendi akışını göstersin. Kalbinizi ve ilişkiyi, “olmakta olan”a teslim edin.

Hayatındaki Erkekle Sorunlarını Çözmek İstiyorsan Sağına Bak

-Bazıları aşksız bir gün kalamıyor bazıları da yıllardır yalnız. Belki de en başa dönüp, bir ilişkiye neden ihtiyaç duyarız sorusunu sormamız gerek. İlişkilerin yaşamımıza katkısı nedir? İlişki yaşamayan, kendini aşka kapatan kişiler nelerden mahrum kalır?

-Evrensel yasalar bizler yaratılmadan önce belirlendi. Yaradılışımızın süreçleri de bu yasalarla düzenlendi. Zıtlık Yasası da düzenleyici bütünlüklerden birisi… Her şey zıttı ve karşıtı ile var ki anlamlar daha belirgin olabilsin. Gece – gündüz, iyi – kötü, var – yok gibi kavramlar yanı sıra kadın – erkek enerji de tamamlanmaya giden yolda karşıt olarak düzenlenmiştir.

Karşıtı olmayan hiçbir şey yok. Kadın ve erkek - yani eril ve dişil enerjiler - birbirlerini iyi tanımanın yolu olarak bir arada olmalıdır. Ki bedenimiz de birliktelik esası ile hareket etmektedir. Bedenin solu dişil yani kadın enerji ile çalışırken sağ taraf eril yani erkek enerji ile çalışmaktadır. İlişkiler beden sağlığı için de son derece önemlidir. Sağ ve solun dengeli çalışmasının en önemli göstergelerinden birisi, eril – dişil dengesidir. Bu denge alma – verme dengesi anlamına da gelmektedir.

Bedenin sağında baba, güç, güven, iş, meslek, gelecek, bağımlılık, vermek, otorite, diğer kişiler, yang, eril, ilerlemek, güneş, korunaklılık, sahiplik, kadınlar için partner dinamikleri yer almaktadır. Bedenin sol tarafında ise anne, sevgi, merhamet, para, yaşam enerjisi, geçmiş, depresyon, almak, ben, ying, dişil, Yaradan ile ilişki, ay, var olmak, beslemek, erkek için partner dinamikleri vardır. İyi bir ilişki yaşamak, bu enerjilerin tamamını verimli ve dengeli kullanmayı kendiliğinden getirir. Eğer hayatınızda tam anlamıyla aktif olmadığını düşündüğünüz bir dinamik varsa, ilişkilerinizde de hemen bunun bir yansımasını fark edebilirsiniz. Yani bedendeki sağ-sol enerjiler ilişkilerimizi, ilişkilerimizdeki uyum da bedendeki sağ ve sol dengesini etkiler.